Dış Gebelik, Ektopik Gebelik

Dış Gebelik, Ektopik Gebelik

Dış gebelik olarak adlandırılan durum gebeliğin rahim içi dışında en çokta tüplerde yerleştiği durumdur. Dış gebelik normal bir gebelik değildir. Tanı konduğu anda tedavisi planlanması gereken önemli bir sorundur.

Dış gebelik en çok tüp ismini verdiğimiz ve döllenmiş yumurtayı rahim içine aktaran kanallarda oluşan gebeliktir. Döllenme tüplerde gerçekleşir. Yani yumurta ile sperm tüplerde buluşurlar. Tüp içindeki bu buluşmadan sonra döllenmiş yumurta yavaş yavaş rahim içine alınır. Rahim içine yerleşerek normal gebelik süreci başlar. Döllenmiş yumurta tüpteki bu yolculuğu yapamaz ve çeşitli nedenlerle tüpte yerleşerek kalırsa dış gebelik oluşur. Gebelik burada büyümeye başlar. Fakat buranın yapısı hamileliğin büyümesi için uygun değildir. Bu yüzden gebeliğin buradan alınması veya ilaçlarla yok edilmesi gereklidir.

Dış gebelik genelde tüplerde oluşan ve tüpün yapısını bozan iltihaplardan sonra gelişir. Tüplere yapılan cerrahi işlemlerde dış gebeliğe neden olabilir. Tüplerim içinde bulunan tabakanın iltihap ve cerrahi gibi sebeplerle hasar görmesi dış gebeliğin en önemli nedeni sayılmaktadır.

Dış gebelik varsa hangi bulgular oluşur;

  1. Özellikle kasık ağrısı en belirgin ve önemli bulgudur. Şişen tüpler yeterince genişleyemez ve ağrıya neden olur. Ağrı genelde tek taraflıdır.
  2. Düzensiz kanamalar gözlenir. Adet gecikmesi sonrası gebe olduğunu düşünen kadında düzensiz adet kanamaları bir dış gebelik bulgusu olabilir.
  3. Bazen ateş görülebilir
  4. Baş dönmesi, çarpıntı
  5. Kansızlık

Dış Gebelik teşhisi nasıl konur;

Dış gebelik teşhisinde kullanılan iki yöntem çok önemlidir. Bunlar ultrason ve beta HCG testleridir. Ultrason ile gebeliğin rahim içinde olup olmadığı netleştirilir. Ultrason ile rahim içinde gebelik görünmüyor kanda yapılan Beta HCG tetkikinde değer 1500 mIU/ml üzerinde ise teşhis Dış gebeliktir. Ultrasonla dış gebeliğin nerede olduğuna balkılır. En muhtemel yerler tüpler olduğundan burası titizlikle araştırılır. Bazen kanamaya bağlı karın içinde kan ve sıvı ultrasonda gözlenebilir. Özellikle yırtılmış olan dış gebeliklerde bu durum gözlenir.

Bazen tanı koymak bu kadar kolay olmaz. Ultrasonla gebeliğin yeri tespit edilenmez. Bazen Beta HCG değeri 1500 mIU/ml altındadır. Bu durumda iki günde bir Beta HCG bakılarak değerlendirilir.

 

Dış Gebelik Tedavisi

Dış gebeliğin bulunduğu yere göre tedavi değişebilir. Fakat en çok tercih edilen yöntem cerrahidir. Yani ameliyatla dış gebelik olduğu yerden alınır. Bunun için en çok tercih edilen yöntem ise laparoskopik cerrahidir. Laparoskopik cerrahi ülkemizde yaygın olarak ve birçok hekim tarafından yapılabilmektedir. Çok acil şartlarda veya uygun olunamayan durumlarda laparotomi olarak bildiğimiz klasik ameliyatta uygulanabilir.

Diğer tedavi ise ilaç tedavisidir. İlaç tedavisi herkese uygulanamaz. Mutlaka bir kadın doğum kliniğinde hasta detaylı değerlendirildikten sonra ilaç tedavisi başlanabilir. İlaç tedavisi riskli yan etkileri de olabilen bir tedavidir. Bu nedenle hasta ile doktor tüm ayrıntıları konuşarak ilaç tedavisine başlanılmalıdır.

Bu konuda anlatılanlar;

dış gebelik, ektopik gebelik, dış gebelik tanısı, dış gebelik teşhisi, dış gebelik bulguları, dış gebelik tedavisi, dış gebelik ameliyatı, dış gebelik ilaç tedavisi,,

Hamilelikte Suların Artması, Polihidramnios

Hamilelikte Suların Artması, Polihidramnios

Hamilelikte suların yani amnion sıvısının azalması kadar artması da sorunlu bir durumdur. Bebeğin içinde bulunduğu sıvı olan amnion sıvısı palcenta denen bebeğin eşi, bebeğin idrarı, solunum ve barsak sisteminden salgılarla oluşmaktadır. Miadında bir gebede yaklaşık 1 lt kadar amniyos sıvısı bulunur. Bu sıvı miktarı iki litreyi aşarsa polihidramnion denen durumdan bahsedilir. Sular artmış kabul edilir.

Anne karnında su bazen o kadar çoğalır ki hamile kadının karnı çok aşırı büyür. Aşırı büyüme sonrası kadın ancak ayakta durarak nefes alır. İç organlara bası kabızlığa neden olur. Karın damarlarına baskı sonrası bacaklarda aşırı ödem gözlenebilir. Bu aşırı gerilme özellikle mekanik etkilerle anne için sıkıntılı olabilir. Doğum sonrası rahim aşırı gerilip inceldiğinden toparlanamayıp ciddi kanamalara neden olabilir.

Suların artması özellikle bebeğe ait kromozom bozuklukları, bebeğe ait özellikle beyin gelişim bozukluları, santral sinir sistemi hasarları, mide barsak sisteminde yutma ile ilgili sorunlar, barsak tıkanıkları gibi birçok ciddi duruma bağlı olabilir. Bu nedenle bu durum bulgulandığında mutlaka bebek ciddi analiz edilmelidir.

İkinci önemli durum ise diyabetik annelerdir. Bu annelerin hamileliklerinde de suların artışı gözlenebilir.

Suların artmasının hiçbir sebebi bulunamayabilir.

Özellikle suları aşırı artmış ve baskıya bağlı sıkıntıları olan hamilelerde anne karnındaki suyun azaltılmasına çalışılır. İlaç tedavisi verilebilir. Bazen daha hızlı sonuç için amniosentez yaparak yani anne karnına bir iğne batırılarak bir miktar su yavaş yavaş boşaltılır. Bu geçici süre rahatlık sağlar.

Suların arttığı hamileliklerde sezaryen oranı oldukça yüksektir. Normal gebeliklerde son aylarda bebeğin başı doğum kanalına yerleşir bu gebeliklerde ise tam yerleşme olmaz. Bu nedenle normal doğum zordur. Sezaryen olma ihtimali fazladır.

bu konunun anahtarları;

hamilelikte suların artması, gebelikte suların artması, polihidramnion, amnios sıvı artışı, amnion sıvısı artışı

Hamilelikte Suların Azalması, Oligohidramnios

Suların Azalması, Oligohidramnios

Bebeğin anne karnında içinde bulunduğu sıvinın bebek için büyük önemi vardır. Sıvının gebeliğin herhangi bir döneminde azalması önemli sorunların habercisi olabilir.

Bebeğin rahim içindeyken içinde bulunduğu sıvıya amniyon sıvısı denir.  Amnion sıvısı rahim iç yüzünü kaplayan amnion zarından üretildiği için bu adı almıştır. Gebeliğin daha ilk haftalarında üretilmeye başlar. İlk başlarda en önemli üretim yeri amnion zarıdır. Amnion veya amniyon sıvısı daha sonraları böbreklerin oluşmasıyla önemli miktarda böbrekten atılan sıvıyla yani idrarla çoğalır. Bebeğin akciğer, deri, barsak sisteminin de bu sıvının oluşmasında katkısı vardır.

İlk gebelik haftalarında miktarı az olan bu sıvı gebelik arttıkça artar. Bu sıvı doğuma yakın 800-1000 cc civarındadır. Amniyon sıvısı bebeği dış ortamdan korur, bebeğin ısısını düzenler, mikroplardan koruma sağlar, göbek kordonunun sıkışmasını önler. Göbek kordonu anne ile bebek arasında besin ve oksijen yani bir anlamda hava alışverişini sağlayan boru hattı gibidir. Bu nedenle göbek kordonunun hiçbir zaman sıkışmaması gereklidir.  Amnion sıvısı yani bebeğin suyu Bebekle rahim duvarı arasında adeta bir engel ve yastık görevi görür. Kıvamı hücreler arası sıvı kıvamındadır. Eklem sıvısına benzer bir sıvıdır. Eklem sıvısından daha akışkandır. Berrak bir sıvıdır. Gün içinde sürekli yenilenmektedir.

Bu sıvının normal ölçülerinin tayini ultrasonla yapılır. Bu ölçümler gebelik haftasına göre olması gereken değerlerle kıyaslanır. Ölçümler bu geğerlerin Altındaysa suların azalmasından söz edilir.

Bebekte suların erken gebelik haftasında azalması önemli böbrek hastalıklarının veya kromozom bozukluklarının habercisi olabilir. Bu nedenle dikkatli incelenmelidir. Gerekirse karyotip denen kromozom analizlerine başvurulabilir. Erken su azalması bebekte önemli yapısal sorunlara neden olabilir.

Daha geç dönemde gözlenen sulardaki azalmalar gelişme geriliği ile birlikte olabilir, bazen altta yatan neden bebekte var olan başka sorunlar veya bebeğin eşine ait sorunlardan kaynaklanabilir. Suların azalması bebeğin olgunluğunu tamamladıktan sonra ya da miat aşımından sonra ise doğum düşünülmelidir. Doğum suni sancı (indüksiyon) ile başlatılmaya çalışılabilir. Sezaryen gerekebileceğinden hazır olunmalıdır. Bunun en önemli nedenlerinden biride kordonun sıkışması ve bebeğin sıkıntıya girebilmesidir. Özetle bebeğin sularının azalması önemli bir sorundur. Doktorlar tarafından da dikkatli takibi veya araştırması yapılan önemsenen bir sorundur.

Bu makalede anlatılanlar;

 

İri Bebek

İri Bebek

Doğum kilosu iri olan bebekler bazen önemli doğum sorunlarına neden olabilirler. Bu nedenle anne karnında bebeğin kilosunun ölçülmesi önem taşır. Özellikle normal doğumlarda iri bebeklerin doğumu zor olacaktır. Bazen bebeğin doğum sırasında hasar görmesine bile neden olabilir.

İri bebekle doğum kilosu 4000 gr. üzerinde olan bebekler kastedilmektedir. Bu sınırı 4250 gr ya da 4500 gr kabul edenlerde vardır. Tüm doğumlar düşünüldüğünde 4500 gr. dan daha büyük kilolu bebek ihtimali %1’dir.

İri bebek için en önemli nedenlerden biri annede diyabet olmasıdır. İnsülin metabolizmasındaki bozukluklar ensülin salgısını arttır. Artmış ensülin bebekte büyüme hormonu gibi etki göstererek bebeğin iri olmasına neden olmaktadır.

İri bebeğe neden olan durumlar;

  • Diyabetli anne,
  • Etnik ve ırksal faktörler yani iri yapılı ırk ya da genetik,
  • Annenin aşırı kilo alması ve kilolu olması,
  • Fazla doğum yapmış anne,
  • Gebelik süresinin 40 haftayı geçmesi
  • Erkek bebek
  • Anne ve babanın iri yapılı kimseler olması

Ultrasonografi incelemelerde baş çevresi, karın çevresi ve bacak uzunluğu ölçülür. Bu ölçümlere göre ultrason tahmini bir ağırlık hesaplar. Ölçümün tam olmadığı ve tahmini bir ölçüm olduğu bilinmelidir. Hata payı vardır. Fakat tüm bulgular birlikte değerlendirilerek bebeğin iriliği hakkında tahmin yürütülür. Bu tahmini ağırlık doğum şekline etki edebilir. Özellikle karın çevresi ölçümü kilo tahmininde önemlidir.

Normal doğum sırasında iri bebeklerde omuz takılması denen durum en çok problem yaratan durumdur. Bebeğin doğum sırasında annenin leğen kemiklerinden oluşan çatının ön kısmına takılmasına omuz takılması denir. Anne sırt üstü yatay pozisyonda düşünüldüğünde üstteki omuz pubis adı verilen kemik kısma takılır. Bu durumdan bebeği kurtarmak için yapılan manevralar sırasında boyundan kollara giden sinirlerde zedelenme olabilir. Bu durum doğumdan sonra bebek ve aile için sıkıntılı bir durumdur. %90 oranında iyileşse de bu felç durumu %10 kalıcı olabilir.

Görüldüğü gibi özellikle diyabetli olduğu bilinen ve iri bebek tespit edilen hamilelerde normal doğum yerine sezaryen tercih edilmesi önerilmektedir. 4000-4500 gr arasındaki bebklerde Kadın doğum uzmanları annenin kemik yapısını kontrol ederek veya doğumun seyri sırasında normal ya da sezeryan doğuma karar vermektedirler. Bu konu günümüzde hala tartışmalıdır. Yani bir kısım hekim normal doğum yanlısı iken bir kısım hekim sezaryen önermektedir.

Bu konuda anlatılanlar;

 

Gelişme Geriliği, Kısıtlılığı Olan Gebelikler, IUGR

Gelişme Geriliği, Kısıtlılığı Olan Gebelikler, IUGR

Gelişme geriliği tanımı bu durumu tam tanımlamamaktadır. Bu tanım yanlışlıkla fetusun zekâsındaki bir sorunu çağrıştırdığından gelişme kısıtlılığı denmesi daha uygun görülmektedir.

Gelişim kısıtlılığı durumu son adete göre hesaplanan gebelik haftasıyla ultrasonda ölçülen hafta arasında görülen uyumsuzlukla tanınır. Her haftaya göre fetusun beklenen ve olması gereken ortalama ölçülerindeki gerilik gelişme geriliğini gösterir. Gelişme kısıtlılığı normal değerlerden ne kadar sapmışsa durum o kadar ağırdır. Ayrıca son adet tarihini bilmeyen gebelerde eski ve ilk aylarda yapılan ultrasonlarla karşılaştırma yapılır. Bu nedenle eski ultrasonların kaybedilmemesi ve saklanması özellikle istenir. Gebeliğin ilk aylarında yapılan ultrason incelemesinin ileriye dönük böyle bir katkısı söz konusu olacaktır.

Gelişme kısıtlılığını tespit ederken fetusun baş çevresi, katın çevresi ve bacak uzunluğu ölçülerinden yararlanılır. Tamamı geri kalmışsa simetrik gelişim kısıtlılığı, geriliği vardır. Baş ve bacak uzunluğu normal fakat karın çevresi küçük ise asimetrik gelişim geriliği, kısıtlılığı söz konusudur. İkinci durum genelde gebeliğin son haftalarında başlayan bir gelişim kısıtlılığını ifade eder.

Gelişim kısıtlılığı veya geriliğinin nedenleri:

  • Sigara kullanımı
  • Kötü beslenme
  • Alkol bağımlılığı
  • Madde bağımlılığı
  • Annenin geçirdiği hastalıklar (kızamıkcık, sitomegalovirüs, hepatit A, hepatit B, listeria, tüberküloz, sifiliz, toxoplazma)
  • Kromozom bozuklukları
  • Erken gelişen preeklampsi hastalığı
  • Plasenta yani bebeğin eşine bağlı anormallikler
  • İkiz, üçüz, dördüz gibi çoğul gebelikler

Yukarıdaki nedenler maruz kalınan gebelik haftasına etkene ve şiddetine göre çeşitli derecelerde gelişme gerilikli fetusa yani bebeğe neden olabilirler. Gelişim sıkıntısının ağırlığına ve annenin durumuna bağlı olarak değerlendirme yapılır. Bebeğin haftası ve sıkıntıda olup olmaması belirlenir. Bu durumda özellikle ultrason ölçümleri, Dopler incelemeleri, bebeğin anne karnındaki haftası, NST denen test ve bebeğin suyu gibi önemli durumlar incelenir. Dopler usg de bebeğe giden kan akımları ölçülür.

Eğer gebelik doğuma yakınsa yani miadında ise bebeğin akciğer olgunluğu genelde yeterince oluşmuştur. Doğum için hazırlıklar yapılır ve ya hasta yakın takibe alınarak her an doğuma hazır olunur. Bu durumda önerilen doğum şekli sezaryen doğumdur.  Bebeğin en zahmetsiz şekilde doğumu uygundur. Normal doğum bebeğin sıkıntıya girmesine neden olabilir. Bu bebekler çoklukla yeni doğan yoğun bakım şartları olan hastanelerde doğurtulmalıdır. Çünkü doğum sonrası olası sorunlar için hazır olmak bu tür bebekler için en doğru yaklaşımdır.

34. haftadan önce tespit edilen gelişme gerilikli gebelerde mümkün olduğunca beklemek en doğru yaklaşımdır. Doğum zorunlu ise yapılır. Ama yoğun bakım şartları hazır olmalıdır. Bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığı gerekirse amniosentez yapılarak araştırılabilir.

 

Bu konunun etiketleri;

sorunlu gebelikler, gelişme geriliği, gelişme kısıtlılığı, IUGR, intrauterin gelişme geriliği, NST, doppler usg, bebek kordonu dopleri